YEŞİL , SARI VE MAVİNİN BULUŞTUĞU KENT RİO DE JANERİO:
Brezilya sahillerinde salınan tangalı kızları, çılgın seksi karnavalı ve futbol tutkusu ile anımsanır. Sanırım ülkemizde bu renk şöleninin, heyecanın ve tutkunun ülkesine gitmeyi kimse rededemez fakat bu baştan çıkarıcı ülkeye ulaşmak için, benim için Asya' dan başlayan Avrupa , Afrika'yı aşan ve Amerika kıtasına varan, İzmir-İstanbul-Paris-Rio De Janerio rotasını izlemeniz ve havadan yaklaşık 13.000 km’lik oldukça uzun ve meşakkatli bir yol katetmeyi göze almanız gerekiyor.
Havada yaptığım seyahatin en güzel yanı yaşadığınız kente ve yoğun iş temponuza , sanki hiç yaşamamışçasına uzaktan bakmanız ve yeni bir dünyaya yelken açtığınızı size hissettirmesidir. Benimde yolculuğum böyle başladı, kulağımda Bethooven 5. Senfoni elimde Rio de Janerio arşivi, oda ne gözlerim kararıyor sanırım uyku ilacının etkisi gerçekten yeni bir dünya Rio De Janerio....
Brezilya’nın bayrağında bulunan 21 yıldız Brezilya’nın 21 ayaletini simgelerken , yeşil Amozon ormanlarını, sarı altın madenlerini, mavi okyanus ve gökyüzünü simgeler. Rio De Janerio’ yu gezerken bayrağın tüm renkleri ile buluşmanız mümkün.
Rio De Janerio havalimanının bakımsızlığından, eskiliğinden , çalışmayan klimalarından kurtulup kendinizi açık havaya atmayı başardığınızda , nemli ve sıcak havanın size ferahlık etkisi vermesi birkaç dakikayı geçmiyor çünkü Nisan ayında Rio De Janerio ‘da Sonbahar – yaklaşık 25~30 0c sıcaklık ve yüksek nem oranıyla- bizim yazlarımıza eşdeğer.

Havalanından başlayan geziniz, şehrin birçok yerinde karşılaşabileceğiniz ‘’
Favela’’ denilen gecekondu bölgeleri ile devam eder .
Rio da yaşam manzaraları zengin ve fakir halk arasında gelip gider. ‘’
Favela’’
Portekizce’de yağmurdan sonra biten mantara verilen isimdir. Gerçekten de gecekonduların bir gecede nasıl bitiverdikleri düşünüldüğünde
Favela denmesi hiç de şaşırtıcı değil.
Favelalar da polislerin kontrol sağlamakta yetersiz kaldığı, hatta giremediği kaç kişinin yaşadığının dahi bilinmediği söylenmektedir.
Favelalar fakir halkın yaşam alanlarıdır.
Geziniz sırasında ,bir üst geçit altını mesken tutan evsiz ailenin annesini, eşi bir şiltede uzanırken koşuşan çocuklarına, derme çatma ocakta yemek hazırlamasını merakla izlerken kendinizi bulabilirsiniz. Biraz dikkatliyseniz bu bölgelerdeki binalar da , sokaklar da imzaya benzer farklı işaretler görürseniz , (her işaret farklı bir çetenin sembolü ), o işaretin simgelediği çetenin sınırlarındasınız demektir.
Fakir halkın yaşam zorluğu nedeniyle , hırsızlık olaylarından kendinizi korumanız yönünde tavsiyeler mutlaka duyacaksınız. Fakat altı günlük gezimiz sırasında hiç bir olumsuzlukla karşılaşmadık.
Tabi ki
Rio de Janerio da yerleşim hep böyle derme çatma değil. Kalp şeklinde olan
Freitas gölü etrafında son derece modern ve lüks apartmanlar , görkemli bahçe düzenleri , zevkle yeşillendirilmiş teras ve balkonlar , gölün etrafında sabahın erken saatinden itibaren spor yapan insanları bulabilirsiniz.
Freitas gölünü,
Christo Redentor heykelini görmek için çıkacağımız
Corcovado tepesinden panoramik olarak da görmek mümkün.
Bundan sonraki görülmesi gereken yerler ,
Copacana ve
Ipanema.
Copacana ve
Ipanema sahil şeridinde lüks yerleşim yerleridir. İkisinin de
Atlantik Okyanusunun azgın dalgalarında surf yapmak isteyen insanların rabet ettiği, meşhur plajları vardır. Sahilden plajlar arasında yürüyerek geçiş yapmanız mümkün olmakla beraber karşınıza , iki sahili birbirinden ayıran
Arpoador kayalıkları çıkar ve işinizi biraz zorlaştırır.
Ipanema , Rio’nun en lüks semti. Dünyaca ünlü markaların mağazalarını gezmek isterseniz sizin için Rio ‘daki doğru adres Ipanema. Benim ve eminim bir çok insan için Ipanema, Vinicius de Moraes’in yazdığı Antonio Carlos Jobim’ in bestelediği ‘’ Garota de Ipanema ‘’ ( Girl from Ipanema ) adlı bossa nova tarzı şarkıda başlar. 1965 te Grammy ödülü alan şarkının hikayesi ise oldukça bilindik. Garota, yani güzel kız, Moraes ve Jobim’in sürekli gittikleri Ipanema ‘daki bir kafenin önünden salına salına geçerken , bu iki sanatçıyı kendine aşık eder. Moraes ve Jobim birlikte bu şarkıyı yaparak, kıza hediye ederler ve şarkı çok ünlü olur. Hikaye aslında bu kadarı ile bilinirken öğrendiğim kadarı ile Garota yani güzel kızımız aynı zamanda zekidir de, kendi isminin telif haklarını alması, bu şarkının kendisine yazılmış olduğunu ilan etmesi dolayısıyla , oldukça varlıklı bir hayat sürmektedir. 1987 ve 2003 yıllarında da Playboy’a poz vermiş olan, şarkılara destan garota’nın halen yaşamakta olduğu söyleniyor. Garota de Ipanema’yı dinleyen ve büyülenen herkes gibi benim de gözlerim, Ipanema sokaklarında güzel Garota’ yı aramaktan kendini alamadı.
Bir azizenin ismi olan güzel manzara, mavilik anlamına gelen
Copacabana bölgesinde,
Rio nun en gösterişli binalarının olduğu
Copacabana Bulvarını, ve dünyanın en meşhur plajı olan, altın rengi kumlu
Copacabana Plajını görmenizi tavsiye ederim .
Atlantik Okyanusunun serin sularında azgın dalgalarına baş kaldırarak yüzmenizi, surf yapan gençleri izlemelisiniz.

Saçlarını boyayıp üzerlerine tangalarını geçirdiği kumdan Garotalarını yapıp, burda fotoğraf çektiren turistlerden hayatını kazan heykeltraş Roberto’ya da Copacabana plajında rastlamamanız imkansız. Bir sanat şaheserini kumdan inşaa edip, azgın dalgaların kucağına bırakan heykeltraş Roberto.
Rio ‘luların futbol tutkusu , kızlı erkekli genç grupların oynadığı oyunlarla plajlarda da karşınıza çıkar. İzlemekte bile zorlandığınız bu oyunlarda elleri kullanmadan vücut ve ayak yardımı ile voleybol filesinden biraz daha alçak seviyedeki file üzerinden futbol topunu geçiriyorlar. Kuralları voleybola benzeyen bu spora ‘’Futevolei’’ (İng. Footvolley) yani ayak voleybolu deniyor ve Brezilya'da ortaya çıkmış. Yine ilginç bir oyunları Bedmington topuna benzer meşin bir top aracılığı ile elle vurarak oynanan başka bir oyun. Oyuna Peteca (peh-TECH-ah şeklinde telaffuz edililiyor) deniyor. Rio’ lular spora oldukça düşkünler. Pazar günleri Copacabana’da ki Atlantico Bulvarının bir şeridini trafiğe kapatıyorlar ve bisiklet, koşu, yürüyüş,paten vs. gibi birçok sporu, oldukça kalabalık bir şekilde yapıyorlar.
Seyahatiniz Cumartesi ve Pazar günlerinden birine denk geliyorsa el sanatları, resim, fotoğraf, heykel, gibi hediyelik eşyalarının satıldığı bizdeki semt pazarlarına benzer pazara uğramadan geçmeyin derim.
Leme bölgesine kurulan pazarda tezgahların üzerinde giyim, hazır gıda, hediyelik eşya kurulan tezgahlar mevcut. Bir grup insanın daire şeklinde toplanarak müzik aletleri eşliğinde yaptığı
Capoera dansını da burada görebilirsiniz.
Capoera dansı aslında
Brezilya
ya özgü afrika kökenli bir dövüş sanatıdır.
Afrikadan gelen kölelerin,
Avrupalı sahiplerine karşı isyan etmeyi planlaması ile başlar. Geliştirdikleri bu dövüş sanatının idmanlarını yapmak için müzik eşliğinde yerel bir dansmış gibi yaparak, sahiplerinin şüphelenmesini engeller ve bugünkü
Capoera dansı doğar.
Rio ‘luların sanata olan ilgisini bu pazarda algılamamak mümkün değil. Resim ve fotoğraf tezgahları için oldukça uzun iki cadde ayrılmış ve alışveriş yapanlar ve pazar müşterisi sadece turistlerden ibaret değil.
Rio halkının katılımı da oldukça fazla.
Nisan ayında
Rio’ya yolunuz düşerse plajın sakinliği sizi hayal kırıklığına uğratmasın çünkü plajın en yoğun zamanının karnaval da olduğu söyleniyor.
Rio de Janerio’ nun ve
Brezilya’nın sembolü olan
Corcovado tepesindeki
Christo Redentor adı verilen İsanın heykelini yakından görmek için bir gününüzü ayırmanızı tavsiye ederim. Elektrikli trenlerle son derece büyük ve heybetli ağaçların olduğu mükemmel havası olan tropik bir ormandan geçmeniz

gerekiyor. Bu yolculuğun sonunda, yerden 710 m yükseklikteki,
Corcovado dağının tepesinde modern çağın heykeli sayılan 38 m boyunda, sabun taşından yapılan, inşaatı dokuz yıl süren
Christo Redentor heykelini, her iki elini yanlara açmış enfes
Rio manzarası eşliğinde halkını kutsarken bulursunuz.
Sıradaki durağımız dünyaca ünlü, bazı kaynaklara göre dünyanın en büyük stadı olan, Maracana stadı. Brezilya’nın 1950 FIFA Dünya Kupasına ev sahipliği yapmaya hak kazanmasının ardından stadın yapılmına karar verilmiş. 4. Dünya kupasının finalinde süpriz bir şekilde Brezilya Uruguay’a 2-1 yenilmiş. Stadın tamamen tamamlanması onyedi yıl almış. Stadta bir çok ünlü top koşturmuş, bunların arasında Pele’de mevcut. Pele ilk golünü bu stadta atmış. Ünlü futbolcuların ayak izleri sizi stadın girişinde karşılıyor. Forma satın alınan dükkanlardan forma satın almak yada futbolcuların soyunma odalarını görmek mümkün. Ben en çok saha içini beğendim 180.000 kişilik stadın büyüklüğü, saha içerisinden daha iyi anlaşılıyor. Rio ve Brezilyalılar tam bir futbol aşığı. Adım başı top ile kıvrak hareketler yapanlara rastlamanız mümkün.
Yeni çağın eserlerinden sayılan Metropolitan Katedrali, Rio nun görülmesi gereken önemli yerlerinden biri olmasına rağmen , ülkemizde çok daha güzellerinin olduğunu içinizden geçirmeden edemiyorsunuz. Koni biçiminde ve 96 m. yüksekliğinde rölyefler ile süslü Katolik klisesinin modern örneklerinden biri olarak sayılıyor.
Programımıza ayırdığımız diğer görülesi üç noktamız ise
Rio karnavalı geçit töreninin yapıldığı
Sambodrom,
Sugar Loaf (şeker tepesi), ve
Botanik Parkı...
Palmiye ağaçlarının çeşitleri ile öne çıkan dünyanın 10. Önemli botanik parkında
Brezilya' ya adını veren
paubrasil (kırmızı ağaç) agacını görebilirsiniz.
Bra:kor,
brasil:korlu anlamına geliyor ve ağacın kor rengine yakın kırmızı olmasından kaynaklanıyormuş.
Pau-Brasil ağacı suyu emmediği için, en çok gemi yapımında kullanılıyormuş. Yeşilin hemen her tonunu bulabileceğiniz botanik parkında tam 8.200 farklı bitki türü olduğu söyleniyor. Gerçektende tropik bitki çeşitleri tam bir görsel şölen sunuyor. Bahçenin içinden heybetli isa heykelini uzaktan görmeniz mümkün.

Sıradaki durağımız
Sugar Loaf yerel adı ile
Pao de Açuçar (şeker Tepesi). Tepe ismini şeker kamışına benzemesi dolayısıyla almış. İki tepeden oluşuyor.
Mora da Urca adı verilen birinci tepe 220 m,
Pao de Açuçar ise 396 m. yüksekliğe sahip. Her iki tepeye de teleferik yardımı ile çıkılıyor. Eğer hava bulutsuz ise buralardan rio yu ayaklarınız altında serilmiş görmeniz mümkün. Nisan ayı gibi, yağmurlu ve bulutlu bir günde ise bulutların arasından çıkıp size kucak açan isayı görebilirsiniz belki.
Rio ‘ya gidip samba dansını izlemeden olmaz tabiki, Rengarenk kıyafetleri ve kıvrak ritimleri ile oldukça seksi bir dans Samba. Afrika-Latin etkileşmesinin bir ürünü. Karnavallarda izlenen ve bireysel olarak yapılan dans, zaman içerisinde erkek ve kadın çift olarak yapılacak şekilde gelişme göstermiş. Tıpkı Samba müziği gibi. Samba müziğinde de benzer etkileşimler görülmüş, pagode, bossa nova gibi pek çok dala ayrılmış ve bugünkü halini almış.
Brezilya yemek kültürü sömürgesi oldukları Portekiz mutfağı ve göç almış oldukları Afrika mutfağından etkilenmiş. Ençok açık büfe ve kilo ile alınan et lokantalarını tercih ediyorlar. Bulundukları semte ve sundukları hizmete göre fiyatlar değişkenlik gösteriyor. Atlantik Okyanusunun kıyısında olmamız sebebi ile deniz ürünleri kesinlikle denenmesi gerekenler arasındadır. Bir de lanchonette adı verilen sandviç, taze meyve ve meyve sularının satıldığı büfeler uygun fiyata karnınızı doyurabileceğiniz yerler arasında...
Ben ilk olarak Vinicius de Moraes bulvarında, girişinden balık lokantası olduğunu anladığım bir yerle deniz ürünlerinden başlayarak Brezilya mutfağına giriş yapıyorum.
Tavsiye ile gittiğim Vinius isimli oldukça küçük sayılabilecek bir barda Maria Creuza adlı ses sanatçısı ve grubu sahneye çıktı. Maria ‘nın kadife yumuşaklığındaki sesi , bossa nova ritimlerinin huzuru unutulmaz. Eğer yolunuz düşerse ve Maria’da sahne alıyorsa mutlaka gitmenizi tavsiye ederim.
Et lokantalarında ise et şişlere geçirilmiş pişirilmiş bir şekilde servis ediliyor , şişteki koca et parçasını garson kesiyor, siz elinizdeki maşa yardımıyla kesilirken alıp tabağınıza koyup afiyetle yiyorsunuz.
Aaa tabi birde ünlü Marius Lokantası var.. Kapısından içeriye girdiğinizde sanki Ortaçağda bir lokantaya girmiş gibi oluyorsunuz. Heryerde ortaçağı anımsatan birşeyler asılı.. zırhlar ,kalkanlar, masa, sandalye ,fener gibi bir çok eşya tavana ve duvara asılmış. Garsonlar ortaçağ korsanları kıyafetleri ile size servis yapıyor. Tuvalete girişte iki cansız manken sizi karşılıyor , yerlere küçük parlak taşlar serili , yürürken çatır çutur sesler çıkıyor. Açık büfeden oluşturduğunuz salata ,mezeleri şişe geçirilmiş et eşliğinde afiyetle yiyebilirsiniz.



Katkılarından dolayı Okşan ve Burçin ERGUNDA' ya teşekkür ederim....