01 Kasım 2009 Pazar

UZUN POZLAMA TEKNİĞİ

UZUN POZLAMA TEKNİĞİ :
Yeterli sabır ve görüşe sahipseniz başarılı olabileceğiniz bir tekniktir uzun pozlama. Dakikalarca hatta saatlerce tek bir kare fotoğraf için makinanızın arkasında beklemek sabır gerektiren bir iştir. Fotoğraf üretiminin sayıca daha az olacağını da tahmin edersiniz. Bununla birlikte çok güzel sonuçlar almanız mümkün. Tekniği kullanırken bazı donanımlara ihtiyacımız olacak. Bu donanımları beraber inceleyelim.
Fotoğraf Makinası : B(bulb) modu olan fotoğraf makinası seçimleri uzun pozlama tekniği için yerinde olacaktır. Hemen hemen tüm SLR modellerde bu özellik mevcuttur. Ayna kilidi (mirror lock up) özelliği olan SLR modelleri tavsiye ederim. Bu özellik genellikle D-SLR’lerde mevcut. SLR makinanız yoksa üzülmeyin. Pek çok kompakt modeller ile de 30 saniyeye kadar pozlama yapmak mümkün. Makina seçimini elde etmek istediğimiz görüntüye göre belirlemek yerinde olacaktır.
Tripod : Sağlam bir tripod uzun pozlama tekniğinin vazgeçilmezlerindendir. Dakikalarca pozlama yapılacağı düşünüldüğünde makinanın sabitlenmesinin ne kadar kritik olduğu ortaya çıkar. Su ve bulut hareketlerini almak istediğimiz rüzgarlı günlerde yanınızda tripoda ağırlık asmak için bir torba bulundurmanız faydalı olacaktır. Çevreden bulacağınız ağır bir taşı bu torba yardımı ile tripodu sabitlemede kullanıp hem tripodun titremesini hem de talihsiz kazaları önleyebilirsiniz.
Deklanşör Kablosu/Uzaktan Kumanda : SLR makina kullanıyorsanız deklanşör kablosu, D-SLR kullanıyorsanız uzaktan kumanda 30 saniyenin üzerine çıkmak istediğiniz pozlama süresini size B(bulb) modu ile sağlayacaktır. Fotoğraf makinası B konumundayken deklanşöre bastığınızda perde (obtüratör) açılır ve film yada sensör pozlanmaya başlar. Deklanşöre basmayı bırakana dek perde açık kalır ve film yada sensör görüntüyü kaydeder. Dakikalarca parmağınızı deklanşörde basılı tutmak mümkün olmayacağı için deklanşör ara kablosu yada uzaktan kumanda kullanılması gereklidir. Böylece olabilecek titreşimler de engellenecektir. Her ikisi de mevcut değilde üzülmeyin. Makinanızın zamanlayıcısını kullanarak 30 saniye pozlama süresine kadar çekimler yapabilirsiniz.
ND(Neutral Density), Grad. ND (Graduated Neutral Density) ve Polarize Filtreler : Zorunlu olmamakla beraber çalışma zamanını arttırmak ve farklı ışık koşullarını dengelemek amaçlı kullanılır. ND filtreler gri renktedirler. Işık engelleme miktarına göre 2X, 4X, 8X olacak şekilde sınıflandırılırlar. 2X 1 stopluk, 4X 2 stopluk ve 8X de 3 stopluk bir ışık azaltımı sağlayacaktır. Uzun pozlama yaparken bu filtrelerden bir veya birden fazlasının kullanılması, güneş ışığının sertleşmeye başladığı anlarda da çalışmaya imkan sağlar. Grad. ND filtrelerin yarısı beyaz yarısı gri renktedir. Yoğunluk sınıflandırması ND filtreler gibidir. Gökyüzünün daha ışıklı, kalan kısımların daha az ışıklı olduğu durumlarda ışığı dengelemek amaçlı kullanılır.
Yardımcı Işık Kaynakları : Harici flaş veya el fenerinin yanınızda bulunması karanlıkta kalan nesneleri aydınlatma açısından faydalı olacaktır.
Objektifler : Çekilmesi planlanan kompozisyona uygun tüm objektifleri kullanabilirsiniz.
Çekime çıkmadan önce makinamızın pillerinin tam dolu olduğundan emin olmakta fayda vardır. Aksi taktirde çekim esnasında pilin bitmesi makinanızı aynalar yukarıda iken kilitleyebilir. Yedek bir pil bulundurulması oldukça faydalı olacaktır. Gerekli olan donanımlar temin edildikten ve pillerde tam dolu hale getirildikten sonra sıra çekim yapmaya geldi. Uzun pozlama yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta pozlama süresinde kadrajımızda sabit olan ve hareket eden nesnelerin bulunmasıdır. Sabit nesnelerin net, hareket eden nesnelerin hareketi çektiğimiz fotoğrafın anlatım ve estetik gücünü arttıracaktır. Bu sebeple deniz, su, bulutlar, araçlar, insanlar vs. gibi hareketli nesnelerin olduğu mekanları seçmek yerinde olacaktır. Uygun mekanı önceden keşfetmek, kompozisyon kararları açısından oldukça faydalıdır. Güneş hareketlerini izleyerek mekanın en uygun zamanının sabah saatleri mi yoksa akşam saatleri mi olduğuna karar verilmelidir.
Uzun pozlama için sabah güneş doğmadan hemen önce ve akşam gün batımı saatlerinde çalışmak gerekir. Güneş ışığının sertleştiği saatlerde uzun pozlama (30sn ve üzeri) değerlerine ulaşmak mümkün değildir, hareketli nesnelerin hareketini vermek kolay olmayacaktır. Polarize, ND ve Grad. ND filtreler objektife takılarak pozlama ve çalışma süresi uzatılabilir. Ancak yine de güneş ışığı sertleştiğinde filtrelerin de yeterli gelmeyeceğini gözden kaçırmamak gerekir. Ayrıca uzun pozlama tekniği ile sayıca daha az fotoğraf elde edileceğinden çalışma süresinin uzatılması kritiktir.
Suyun hareketi alınacaksa suyun durgun olmadığı günler seçilirse daha güzel kareler elde etmek mümkün olacaktır. Yine bulut hareketlerinin yoğun olduğu günlerde yapılan çekimlerde bulutların hareketi anlatımınızı güçlendirecektir.
Doğada gökyüzündeki yıldızların hareketinin çekilmesi de oldukça güzel sonuçlar verecektir. Böylesi bir fotoğraf oluşturmak için etrafta hiç bir ışık kaynağı olmadığına dikkat edin. Yıldızların hareketlerini kaydedebilmek için şehirden uzaklaşın. D-SLR makinaların pilleri tam dolu oldukları taktirde 6-8 saat pozlama yapmanıza izin verecektir. İkinci bir pozlama için yanınızda mutlaka yedek pil bulundurun. SLR makinalarda ise pil sadece poz saatini çalıştırdığı için böylesi bir sorunu yoktur.
Konu ile ilgili sorularınızı e-posta adresime gönderirseniz elimden geldiğince yanıtlamaya çalışacağım. Başka bir yazıda görüşmek üzere bol fotoğraflı günler...

25 Aralık 2008 Perşembe

Mutlu İnsanlar Ülkesi: TAYLAND

Tayland denince günahkar bir ülke akla geliyor. Amerika Vietnam savaşı sırasında askerlerini dinlendirip moral vereceği yakın ama sakin bir yer aradığında Tayland ve özellikle Pattaya karşılarına çıkıyor. Ordunun her türlü ihtiyaçlarını giderebileceği bir merkez haline geliyor Pattaya. Masaj, seks ve renkli gece hayatı böylece oluşmaya başlıyor. Sonraları zaten fakir olan halk hatırı sayılır bir para kazandıkları işleri yapmaya devam ederek bugünkü seks turizminin cenneti haline geliyor Tayland. Belki de nüfusun %70’ini kadınların, %20’lik kısmını erkeklerin %10’luk kısmını da transseksüel/trasvestilerin oluşturması da buna bir etken.
Tayland’ın başkenti Bangkok’a gitmek için yaklaşık 10 saatlik bir uçak yolculuğunu göze almak gerekiyor. Her büyük kentin yaşadığı trafik karmaşası Bangkok’ta uçaktan iner inmez farkediliyor. Toplu taşıma sistemini “Gökyüzü Treni “ adını verdikleri karayolunun hemen üzerinden seyreden bir metro sistemi ile çözmeye çalışmışlar. Gerçekten de karayolundan daha çabuk ulaşmayı sağladığı söylenebilir. Tuk-Tuk adını verdikleri üç tekerlekli araçları taksiye çevirmişler. Fazla egzos dumanı yutmamak için kısa bir Tuk-Tuk turu bu gürültülü araçları denemek için güzel bir fırsat. Bir de motorsiklet-taksiler var. Sürücünün arkasında yol alacağınız motorsiklet-taksileri her yerde bulmanız mümkün.
Hava oldukça nemli. Bu ülkeye bir ziyaret planlıyorsanız Muson yağmurlarının olduğu mayıs-kasım ayları arasında yağmurluğunuzu ve şemsiyenizi yanınıza almayı sakın unutmayın. Yanınızda bolca kısa kollu giyecek, şort gibi ince giyecekler alın.
Bangkok’un oldukça uzun bir ismi var aslında. Ben en çok “Melekler Şehri” ‘ni beğendim. Her büyük şehir gibi Melekler Şehri Bangkok’ta oldukça karmaşık. Şehrin modern yüzünü Siyam Meydanı temsil ediyor. Büyük alışveriş merkezleri, lüks oteller bu meydana yakın yerlerde bulunuyor.
Tay halkı oldukça güler yüzlü. Yaşadıkları trafik ve geçim sıkıntısına rağmen ellerindeki ile yetiniyorlar. Hemen hemen her köşe başında seyyar satıcılar yiyecek bir şeyler satıyor. Soya yağının ağır gelen kokusuna bir süre sonra alışıyorsunuz. Sokakta yemek oldukça ucuz ve genellikle sokakta yemek yeniyor. Bir çok evde mutfak bulunmadığını öğrenmek şaşırtıcı. Yemeklerin baharatı yoğun. Eğer benim gibi deniz ürünleri sevenlerdenseniz Bangkok’ta aç kalmazsınız. Yaklaşık 1.500 kişiye hizmet veren oldukça büyük bir deniz ürünleri lokantasına yolum düşüyor. Servis edilme şekli de hayli ilginç. Aynı marketlerdeki gibi kolunuza bir sepet takıp deniz ürünleri ile dolu tezgahların başına geçiyorsunuz. Yengeçten tutun midyeye kadar sayamayacağınız kadar çeşitli deniz ürünleri içerisinden beğendiklerinizi seçip kasada ödeme yaptıktan sonra, tabağınıza pişerek gelmesini dörtgözle bekliyorsunuz. Lokantanın mutfağı da girişte dışarıya yapılmış. Dilerseniz pişmelerini de izleyebilirsiniz. Kahvaltıda verdikleri kurutulmuş tropik meyvelere bayıldım. Ülkeden ayrılırken süpermarketlerden paket paket farklı çeşitlerden yanımda götürmeyi ihmal etmedim.
Melekler Şehri’nde adım başı masaj salonları ile karşılaşıyorsunuz. Masajın Tay kültüründe çok önemli bir yeri var. Masaj salonlarının da çeşitleri. Yoğun olarak erkeklerin ilgi gösterdiği mutlu sonla biten J masaj salonları çoğunlukta. Fakat sağlık için yapılan geleneksel Tay masajını kesinlikle tavsiye ediyorum. Ketenden yapılmış geleneksel kıyafetler giymiş masör ve masözler, tütsüler yakıp Buda’ya dua ederek masaja başlıyor. Yaklaşık iki saat süren masajda masöz kendi vücudunu da kullanıyor ve çok rahatlatıcı. Yürümekten yorulduysanız ayakları dinlendirmenin en iyi yolu ayak masajı yaptırmak.
Bangkok’u ikiye bölen Chao Phraya Nehri ve kanalları üzerinde yapılan bir nehir turu, modern binaları, gökdelenlerin, tapınaklar ve derme çatma kulübeler ile içiçe olduğunu gösteriyor. Bu tur esnasında bize ikram edilen lezzetli tropik meyve ve meyve sularını yudumlamak oldukça keyifli. Eğer vakit bulabilirseniz bu turu günbatımına yakın yapmanızı tavsiye ederim.
Bangkok’ta pek çok tapınak mevcut. Bu tapınaklardan içerisinde 46 metre uzunluğunda 15 metre yüksekliğinde altın kaplama “Yatan Buda” heykelinin bulunduğu Wat Pho görülmeğe değer. Aynı zamanda ülkenin en iyi masaj okulu da bu tapınakta bulunuyor.
“Yüzen Çarşı” Damnoen Saduak görülmeden dönülmemesi gereken yerler arasında yer alır. Çarşıya kanolarla kanallar arasında gidilmesi oldukça eğlenceli. Turistik eşya, tropik meyve, çeşitli yöresel kıyafet ve yiyeceklerin satıldığı bir alan. Satıcılar genellikle kanolarda bulunuyor. Çoğunlukla turistlerin rağbet ettiği bir yer. Gruptan ayrılıp bir köprüden geçtikten sonra yine kanalın üzerine yapılmış tahtadan evler arasında bir tur atabilirsiniz. Böylece Tay insanını daha yakından tanımak mümkün. Gerçektende evlerde mutfaklarının olmadığını, çok az sayıda eşya bulunduğunu bu tur esnasında gördüm.
Bangkok’un en yüksek oteli Sky Bayouke Oteli’nden Bangkok şehrini panoramik olarak izleyebilirsiniz. Hatta bir yemek programı yapılırsa Bangkok görüntüsü eşliğinde güzel deniz ürünlerinin tadına doyum olmaz.
Bangkok’ta her zevke hitap edecek alışverişi yapmak mümkün. Pahalı markaların mağazaları Siyam Meydanı’ndaki alışveriş merkezlerinde bulunuyor. Siyah incinin anavatanı Tayland. Gümüş bu topraklardan elde ediliyor. Sevdiklerinize siyah inci ve gümüşü içerisinde barındıran takılardan alabilirsiniz. Pazar günleri kurulan Chatuchak Haftasonu Marketi’nde çeşitli hedyelik eşya, yerel kıyafetler, tropik meyveler vs. bulabilirsiniz. Size tavsiyem ketenden yapılmış olan geleneksel Tay masaj kıyafetinden almanız. Tik ağacının anavatanı olan Tayland’dan bu ağaçtan yapılmış biblolar, süs eşyaları hediye için iyi birer seçenek. Çeşit çeşit taklit saat, gözlük vs. ‘yi bulabileceğiniz gece çarşıları da hem gezmek hem de alışveriş yapmak için bir alternatif.
Bangkok’ta gece hayatı oldukça renkli. Çeşit çeşit barlar, go-go bar adı verilen dansçı kızların vücutlarını özgürce sergiledikleri mekanlar, farklı cinsel tercihleri olanların gittiği barlar mevcut. Eğer Patpong Gece Çarşısı’na giderseniz hemen arka sokakları bu tarz barlar için renkli bir alternatif. Mutlu sonla biten masaj salonları da tüm gece erkek müşterilerine hizmet veriyor. Gençlerin gittiği barlar ise Soi Cowboy adı verilen bir bölgede bulunuyor. Daha sakin bir gece geçirmek isterseniz Jazz yada Transseksüellerin gösterilerini izleyebilirsiniz. Sky Bayouke Otelinin terasında romantik bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Bangkok’ta herkes için eğlence mevcut.
Tayland’da Bangkok’tan sonra görülecek şehirlerden biri de Pattaya. Pattaya okyanus ve güneşi doyasıya yaşabileceğiniz turistik bir kent. Mercan Adasında bir gün geçirip hem denizin tadını çıkarabilir hem de yorgunluğunuzu atabilirsiniz.
Trafiğin ters akışına alışıksanız bir motorsiklet kiralayıp tüm kenti 1 saat içerisinde gezebilirsiniz. Fakat böylesi bir tur için kaskınızı yanınızda götürmenizde fayda var, kasklar oldukça küçük. Tay insanına göre yapılmış. Şehir merkezinde de irili ufaklı pek çok hediyelik eşya dükkanı mevcut.
Pattaya’da bulunan gerçeğin tapınağı anlamına gelen “Sanctuary of Truth” tapınağı tek kelime ile muhteşem. Tamamı tik ağacından yapılmış, okyanusun hemen kıyısında yer alan tapınağın bahçesi de oldukça güzel. Bahçede fayton ile bir tur atıp tapınağı gezmenizi tavsiye ederim. Tapınağın her tarafında tik ağacından oyulmuş binlerce figür var.
Pattaya yakınlarındaki Nong Nooch Tropik Bahçesi ise tam bir cennet. Peysajı akıllara durgunluk verecek kadar özenle yapılmış 4.000km2’lik oldukça büyük bir park. Gezmek için gelenler burada kamp yapabiliyor yada otelinde konaklayabiliyorlar. Uzun yürüyüşlerin yapılabileceği çok güzel bir alan. Park içerisinde timsah ve fillerin gösteri yaptığı yerler, hediyelik eşya satılan dükkanlar, kafeteryalar mevcut.
Pattaya ‘da gece hayatı Bangkok gibi oldukça renkli. Bangkok’ta izleyemediğim Tay Boksu karşılaşmasını burada izleme şansını yakalayabildim. Kıran kırana geçen bir maç bu sporun ne kadar sert olduğunu anlamama yetti. Go-go barların sayısı Pattaya’da da oldukça fazla. “Yürüme Yolu” Walking Street denilen trafiğe kapalı sokakta toplanmış hepsi. Sakin bir akşam için bar ve kafeteryaları da aynı sokakta bulmak mümkün. Travesti ve transeksüellerden oluşan Alcazar Gösterisi de bir gece için oldukça iyi bir alternatif. Gösteri yapanları kadından ayırt etmeniz imkansız.

1.- Geleneksel Tay Masajı yaptırmadan
2.- Lezzetli deniz ürünlerinin tadına bakmadan
3.- Tapınak ziyareti yapmadan
4.- Yüzen Çarşıyı görmeden
5.- Geleneksel Tay keten masaj kıyafeti almadan
6.- Tropikal meyvelerin tadına bakmadan
7.- Go-go Barda bir içki içmeden
sakın bu ülkeden dönmeyin.....

13 Aralık 2008 Cumartesi

Rio de Janerio

YEŞİL , SARI VE MAVİNİN BULUŞTUĞU KENT RİO DE JANERİO:
Brezilya sahillerinde salınan tangalı kızları, çılgın seksi karnavalı ve futbol tutkusu ile anımsanır. Sanırım ülkemizde bu renk şöleninin, heyecanın ve tutkunun ülkesine gitmeyi kimse rededemez fakat bu baştan çıkarıcı ülkeye ulaşmak için, benim için Asya' dan başlayan Avrupa , Afrika'yı aşan ve Amerika kıtasına varan, İzmir-İstanbul-Paris-Rio De Janerio rotasını izlemeniz ve havadan yaklaşık 13.000 km’lik oldukça uzun ve meşakkatli bir yol katetmeyi göze almanız gerekiyor.
Havada yaptığım seyahatin en güzel yanı yaşadığınız kente ve yoğun iş temponuza , sanki hiç yaşamamışçasına uzaktan bakmanız ve yeni bir dünyaya yelken açtığınızı size hissettirmesidir. Benimde yolculuğum böyle başladı, kulağımda Bethooven 5. Senfoni elimde Rio de Janerio arşivi, oda ne gözlerim kararıyor sanırım uyku ilacının etkisi gerçekten yeni bir dünya Rio De Janerio....
Brezilya’nın bayrağında bulunan 21 yıldız Brezilya’nın 21 ayaletini simgelerken , yeşil Amozon ormanlarını, sarı altın madenlerini, mavi okyanus ve gökyüzünü simgeler. Rio De Janerio’ yu gezerken bayrağın tüm renkleri ile buluşmanız mümkün.
Rio De Janerio havalimanının bakımsızlığından, eskiliğinden , çalışmayan klimalarından kurtulup kendinizi açık havaya atmayı başardığınızda , nemli ve sıcak havanın size ferahlık etkisi vermesi birkaç dakikayı geçmiyor çünkü Nisan ayında Rio De Janerio ‘da Sonbahar – yaklaşık 25~30 0c sıcaklık ve yüksek nem oranıyla- bizim yazlarımıza eşdeğer.
Havalanından başlayan geziniz, şehrin birçok yerinde karşılaşabileceğiniz ‘’Favela’’ denilen gecekondu bölgeleri ile devam eder . Rio da yaşam manzaraları zengin ve fakir halk arasında gelip gider. ‘’ Favela’’ Portekizce’de yağmurdan sonra biten mantara verilen isimdir. Gerçekten de gecekonduların bir gecede nasıl bitiverdikleri düşünüldüğünde Favela denmesi hiç de şaşırtıcı değil. Favelalar da polislerin kontrol sağlamakta yetersiz kaldığı, hatta giremediği kaç kişinin yaşadığının dahi bilinmediği söylenmektedir. Favelalar fakir halkın yaşam alanlarıdır.
Geziniz sırasında ,bir üst geçit altını mesken tutan evsiz ailenin annesini, eşi bir şiltede uzanırken koşuşan çocuklarına, derme çatma ocakta yemek hazırlamasını merakla izlerken kendinizi bulabilirsiniz. Biraz dikkatliyseniz bu bölgelerdeki binalar da , sokaklar da imzaya benzer farklı işaretler görürseniz , (her işaret farklı bir çetenin sembolü ), o işaretin simgelediği çetenin sınırlarındasınız demektir.
Fakir halkın yaşam zorluğu nedeniyle , hırsızlık olaylarından kendinizi korumanız yönünde tavsiyeler mutlaka duyacaksınız. Fakat altı günlük gezimiz sırasında hiç bir olumsuzlukla karşılaşmadık.
Tabi ki Rio de Janerio da yerleşim hep böyle derme çatma değil. Kalp şeklinde olan Freitas gölü etrafında son derece modern ve lüks apartmanlar , görkemli bahçe düzenleri , zevkle yeşillendirilmiş teras ve balkonlar , gölün etrafında sabahın erken saatinden itibaren spor yapan insanları bulabilirsiniz. Freitas gölünü,Christo Redentor heykelini görmek için çıkacağımız Corcovado tepesinden panoramik olarak da görmek mümkün.
Bundan sonraki görülmesi gereken yerler , Copacana ve Ipanema. Copacana ve Ipanema sahil şeridinde lüks yerleşim yerleridir. İkisinin de Atlantik Okyanusunun azgın dalgalarında surf yapmak isteyen insanların rabet ettiği, meşhur plajları vardır. Sahilden plajlar arasında yürüyerek geçiş yapmanız mümkün olmakla beraber karşınıza , iki sahili birbirinden ayıran Arpoador kayalıkları çıkar ve işinizi biraz zorlaştırır.
Ipanema , Rio’nun en lüks semti. Dünyaca ünlü markaların mağazalarını gezmek isterseniz sizin için Rio ‘daki doğru adres Ipanema. Benim ve eminim bir çok insan için Ipanema, Vinicius de Moraes’in yazdığı Antonio Carlos Jobim in bestelediği ‘’ Garota de Ipanema ‘’ ( Girl from Ipanema ) adlı bossa nova tarzı şarkıda başlar. 1965 te Grammy ödülü alan şarkının hikayesi ise oldukça bilindik. Garota, yani güzel kız, Moraes ve Jobim’in sürekli gittikleri Ipanema ‘daki bir kafenin önünden salına salına geçerken , bu iki sanatçıyı kendine aşık eder. Moraes ve Jobim birlikte bu şarkıyı yaparak, kıza hediye ederler ve şarkı çok ünlü olur. Hikaye aslında bu kadarı ile bilinirken öğrendiğim kadarı ile Garota yani güzel kızımız aynı zamanda zekidir de, kendi isminin telif haklarını alması, bu şarkının kendisine yazılmış olduğunu ilan etmesi dolayısıyla , oldukça varlıklı bir hayat sürmektedir. 1987 ve 2003 yıllarında da Playboy’a poz vermiş olan, şarkılara destan garota’nın halen yaşamakta olduğu söyleniyor. Garota de Ipanema’yı dinleyen ve büyülenen herkes gibi benim de gözlerim, Ipanema sokaklarında güzel Garota’ yı aramaktan kendini alamadı.
Bir azizenin ismi olan güzel manzara, mavilik anlamına gelen Copacabana bölgesinde, Rio nun en gösterişli binalarının olduğu Copacabana Bulvarını, ve dünyanın en meşhur plajı olan, altın rengi kumlu Copacabana Plajını görmenizi tavsiye ederim . Atlantik Okyanusunun serin sularında azgın dalgalarına baş kaldırarak yüzmenizi, surf yapan gençleri izlemelisiniz.
Saçlarını boyayıp üzerlerine tangalarını geçirdiği kumdan Garotalarını yapıp, burda fotoğraf çektiren turistlerden hayatını kazan heykeltraş Roberto’ya da Copacabana plajında rastlamamanız imkansız. Bir sanat şaheserini kumdan inşaa edip, azgın dalgaların kucağına bırakan heykeltraş Roberto.
Rio ‘luların futbol tutkusu , kızlı erkekli genç grupların oynadığı oyunlarla plajlarda da karşınıza çıkar. İzlemekte bile zorlandığınız bu oyunlarda elleri kullanmadan vücut ve ayak yardımı ile voleybol filesinden biraz daha alçak seviyedeki file üzerinden futbol topunu geçiriyorlar. Kuralları voleybola benzeyen bu spora ‘’Futevolei’’ (İng. Footvolley) yani ayak voleybolu deniyor ve Brezilya'da ortaya çıkmış. Yine ilginç bir oyunları Bedmington topuna benzer meşin bir top aracılığı ile elle vurarak oynanan başka bir oyun. Oyuna Peteca (peh-TECH-ah şeklinde telaffuz edililiyor) deniyor. Rio’ lular spora oldukça düşkünler. Pazar günleri Copacabana’da ki Atlantico Bulvarının bir şeridini trafiğe kapatıyorlar ve bisiklet, koşu, yürüyüş,paten vs. gibi birçok sporu, oldukça kalabalık bir şekilde yapıyorlar.
Seyahatiniz Cumartesi ve Pazar günlerinden birine denk geliyorsa el sanatları, resim, fotoğraf, heykel, gibi hediyelik eşyalarının satıldığı bizdeki semt pazarlarına benzer pazara uğramadan geçmeyin derim. Leme bölgesine kurulan pazarda tezgahların üzerinde giyim, hazır gıda, hediyelik eşya kurulan tezgahlar mevcut. Bir grup insanın daire şeklinde toplanarak müzik aletleri eşliğinde yaptığı Capoera dansını da burada görebilirsiniz. Capoera dansı aslında Brezilya ya özgü afrika kökenli bir dövüş sanatıdır. Afrikadan gelen kölelerin, Avrupalı sahiplerine karşı isyan etmeyi planlaması ile başlar. Geliştirdikleri bu dövüş sanatının idmanlarını yapmak için müzik eşliğinde yerel bir dansmış gibi yaparak, sahiplerinin şüphelenmesini engeller ve bugünkü Capoera dansı doğar.Rio ‘luların sanata olan ilgisini bu pazarda algılamamak mümkün değil. Resim ve fotoğraf tezgahları için oldukça uzun iki cadde ayrılmış ve alışveriş yapanlar ve pazar müşterisi sadece turistlerden ibaret değil. Rio halkının katılımı da oldukça fazla.
Nisan ayında Rio’ya yolunuz düşerse plajın sakinliği sizi hayal kırıklığına uğratmasın çünkü plajın en yoğun zamanının karnaval da olduğu söyleniyor.
Rio de Janerio’ nun ve Brezilya’nın sembolü olan Corcovado tepesindeki Christo Redentor adı verilen İsanın heykelini yakından görmek için bir gününüzü ayırmanızı tavsiye ederim. Elektrikli trenlerle son derece büyük ve heybetli ağaçların olduğu mükemmel havası olan tropik bir ormandan geçmeniz gerekiyor. Bu yolculuğun sonunda, yerden 710 m yükseklikteki, Corcovado dağının tepesinde modern çağın heykeli sayılan 38 m boyunda, sabun taşından yapılan, inşaatı dokuz yıl süren Christo Redentor heykelini, her iki elini yanlara açmış enfes Rio manzarası eşliğinde halkını kutsarken bulursunuz.
Sıradaki durağımız dünyaca ünlü, bazı kaynaklara göre dünyanın en büyük stadı olan, Maracana stadı. Brezilya’nın 1950 FIFA Dünya Kupasına ev sahipliği yapmaya hak kazanmasının ardından stadın yapılmına karar verilmiş. 4. Dünya kupasının finalinde süpriz bir şekilde Brezilya Uruguay’a 2-1 yenilmiş. Stadın tamamen tamamlanması onyedi yıl almış. Stadta bir çok ünlü top koşturmuş, bunların arasında Pele’de mevcut. Pele ilk golünü bu stadta atmış. Ünlü futbolcuların ayak izleri sizi stadın girişinde karşılıyor. Forma satın alınan dükkanlardan forma satın almak yada futbolcuların soyunma odalarını görmek mümkün. Ben en çok saha içini beğendim 180.000 kişilik stadın büyüklüğü, saha içerisinden daha iyi anlaşılıyor. Rio ve Brezilyalılar tam bir futbol aşığı. Adım başı top ile kıvrak hareketler yapanlara rastlamanız mümkün.
Yeni çağın eserlerinden sayılan Metropolitan Katedrali, Rio nun görülmesi gereken önemli yerlerinden biri olmasına rağmen , ülkemizde çok daha güzellerinin olduğunu içinizden geçirmeden edemiyorsunuz. Koni biçiminde ve 96 m. yüksekliğinde rölyefler ile süslü Katolik klisesinin modern örneklerinden biri olarak sayılıyor.
Programımıza ayırdığımız diğer görülesi üç noktamız ise Rio karnavalı geçit töreninin yapıldığı Sambodrom, Sugar Loaf (şeker tepesi), ve Botanik Parkı...
Palmiye ağaçlarının çeşitleri ile öne çıkan dünyanın 10. Önemli botanik parkında Brezilya' ya adını veren paubrasil (kırmızı ağaç) agacını görebilirsiniz. Bra:kor, brasil:korlu anlamına geliyor ve ağacın kor rengine yakın kırmızı olmasından kaynaklanıyormuş. Pau-Brasil ağacı suyu emmediği için, en çok gemi yapımında kullanılıyormuş. Yeşilin hemen her tonunu bulabileceğiniz botanik parkında tam 8.200 farklı bitki türü olduğu söyleniyor. Gerçektende tropik bitki çeşitleri tam bir görsel şölen sunuyor. Bahçenin içinden heybetli isa heykelini uzaktan görmeniz mümkün.
Sıradaki durağımız Sugar Loaf yerel adı ile Pao de Açuçar (şeker Tepesi). Tepe ismini şeker kamışına benzemesi dolayısıyla almış. İki tepeden oluşuyor. Mora da Urca adı verilen birinci tepe 220 m, Pao de Açuçar ise 396 m. yüksekliğe sahip. Her iki tepeye de teleferik yardımı ile çıkılıyor. Eğer hava bulutsuz ise buralardan rio yu ayaklarınız altında serilmiş görmeniz mümkün. Nisan ayı gibi, yağmurlu ve bulutlu bir günde ise bulutların arasından çıkıp size kucak açan isayı görebilirsiniz belki.
Rio ‘ya gidip samba dansını izlemeden olmaz tabiki, Rengarenk kıyafetleri ve kıvrak ritimleri ile oldukça seksi bir dans Samba. Afrika-Latin etkileşmesinin bir ürünü. Karnavallarda izlenen ve bireysel olarak yapılan dans, zaman içerisinde erkek ve kadın çift olarak yapılacak şekilde gelişme göstermiş. Tıpkı Samba müziği gibi. Samba müziğinde de benzer etkileşimler görülmüş, pagode, bossa nova gibi pek çok dala ayrılmış ve bugünkü halini almış.
Brezilya yemek kültürü sömürgesi oldukları Portekiz mutfağı ve göç almış oldukları Afrika mutfağından etkilenmiş. Ençok açık büfe ve kilo ile alınan et lokantalarını tercih ediyorlar. Bulundukları semte ve sundukları hizmete göre fiyatlar değişkenlik gösteriyor. Atlantik Okyanusunun kıyısında olmamız sebebi ile deniz ürünleri kesinlikle denenmesi gerekenler arasındadır. Bir de lanchonette adı verilen sandviç, taze meyve ve meyve sularının satıldığı büfeler uygun fiyata karnınızı doyurabileceğiniz yerler arasında...
Ben ilk olarak Vinicius de Moraes bulvarında, girişinden balık lokantası olduğunu anladığım bir yerle deniz ürünlerinden başlayarak Brezilya mutfağına giriş yapıyorum.
Tavsiye ile gittiğim Vinius isimli oldukça küçük sayılabilecek bir barda Maria Creuza adlı ses sanatçısı ve grubu sahneye çıktı. Maria ‘nın kadife yumuşaklığındaki sesi , bossa nova ritimlerinin huzuru unutulmaz. Eğer yolunuz düşerse ve Maria’da sahne alıyorsa mutlaka gitmenizi tavsiye ederim.
Et lokantalarında ise et şişlere geçirilmiş pişirilmiş bir şekilde servis ediliyor , şişteki koca et parçasını garson kesiyor, siz elinizdeki maşa yardımıyla kesilirken alıp tabağınıza koyup afiyetle yiyorsunuz.
Aaa tabi birde ünlü Marius Lokantası var.. Kapısından içeriye girdiğinizde sanki Ortaçağda bir lokantaya girmiş gibi oluyorsunuz. Heryerde ortaçağı anımsatan birşeyler asılı.. zırhlar ,kalkanlar, masa, sandalye ,fener gibi bir çok eşya tavana ve duvara asılmış. Garsonlar ortaçağ korsanları kıyafetleri ile size servis yapıyor. Tuvalete girişte iki cansız manken sizi karşılıyor , yerlere küçük parlak taşlar serili , yürürken çatır çutur sesler çıkıyor. Açık büfeden oluşturduğunuz salata ,mezeleri şişe geçirilmiş et eşliğinde afiyetle yiyebilirsiniz.






















Katkılarından dolayı Okşan ve Burçin ERGUNDA' ya teşekkür ederim....

12 Aralık 2008 Cuma

ÖDÜL VE SERGİLER

Ekim 2008
Mersin Fotoğraf Derneği 2. Uluslararası Fotoğraf Yarışması, "Doğa" dalında sergileme "Flamingos"












Ağustos 2008
Mimarlar Odası İstanbul Büyükşehir Şubesi'nin düzenlediği "Kent ve Çocuk" konulu fotoğraf yarışması Eşdeğer Ödülü









Temmuz 2008
Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu'nun düzenlediği "Türkiye'nin Ağaçları ve Ormanları" konulu yarışmada sergileme "1438-7"










Mayıs 2008
EFOD'un düzenlediği "Su İçin(de) Üç Çığlık Allianoi, Hasankeyf ve Zeugma" konulu fotoğraf yarışmasında :
Allianoi Ödülü "238-1- Last Glance I"















Sergileme "238-2 Last Glance II"













Sergileme "238-4 Last Glance IV"


















Nisan-Mayıs 2008
Norm Sanat Galerisi "Gözün Gör Dediği" karma fotoğraf sergisi katılımcısı
Kasım 2007
Koçallianz'ın düzenlediği "Su" konulu fotoğraf yarışmasında Sergileme "Flamingos"
Haziran 2000
Ege Fotoğraf Grubu İşbank Sanat Galerisi Karma Sergi katılımcısı
Haziran 1996
Balıkesir Belediyesi 3. Fotoğraf Yarışması "Her Yönü ile Balıkesir" sergileme
Haziran 1994
Balıkesir Belediyesi 1. Fotoğraf Yarışması "Serbest" mansiyon